Kırık Cam Teorisi ve İnsan

İşte karşınızda yeni bir ifade biçimi daha. Sembolleşmiş anlamlardan yeni bir ifade biçimi yaratarak. Görünmeyeni görünür kılarak ve arka planda kalmış o hislere yeni bir bilinç kazandırarak. Bu yazıda söz konusu bilinci görünür kılmaya çalışacağım. Hazır mısınız?

Kırık cam teorisi! Ne çok teori var değil mi bizi anlatan? Aslında ne çok istiyoruz değil mi kendimizi anlatmak? Belki de sırf bu yüzden ifadenin her biçimi bizi derinden etkileyebiliyor. Kırık cam teorisi de bunlardan biri.

Söz konusu teorinin daha çok duygusal ve insani olan tarafını incelemek istiyorum. Kendimize bu sembolik anlamdan bir ders çıkaracağımızı umarak...

Kırık Cam Teorisi Nedir?

İki ayrı bina düşünün. Biri oldukça eski, dış cephesi yıpranmış ve pencereleri kırık bir kaç camdan oluşuyor. Yani dışarıdan oldukça harabe gibi görünüyor. Diğer bina ise daha yeni, estetik olarak daha güzel ve temiz görünüyor. Bu binanın ise dışarıdan görünümü başlı başına bir saygı unsuru gibi.

Dışarıdan harabe gibi görünen ilk binamız insanlar tarafından daha çok tahrip edilmeye açık bir pozisyonda. Bu durumda hâlihazırda kırık olmayan birkaç camı da önünden geçen insanlar tarafından, hiç tereddüt edilmeden kırılabiliyor. Diğer binanın ise o muhteşem görünümü böyle bir şeyin düşünülmesine bile cesaret ettirmiyor.

İlk bina insanlar için bir umarsızlık oluşturuyor. Sırf  bu yüzden onun tahrip edilen yapısı daha çok göz ardı edilmeye müsait. Önünden geçen biri onu gördüğünde; "Bir camını da ben kırayım" diyebiliyor kolaylıkla. Peki, aynı kişi ikinci binaya aynı davranışı neden yapamıyor? Çünkü güzel bir yapı var karşısında ve ne onun formunu bozmak istiyor ne de ilk taşı atan olmak istiyor.

Kısacası kırık cam teorisi, eğer ortada bir düzensizlik ve ihmal varsa bu durum kimsenin de umurunda değildir düşüncesini doğuruyor. Aynı düşünce küçük bir düzensizliğin dahi büyüyerek bir kaosa dönüşmesine neden olabiliyor. 

Bu teoriyi pek çok alanla ilişkilendirerek açıklamak mümkün. Başta göz ardı edilen sorunlar, insan ilişkileri, zorbalık - ötekileştirme ve toplumsal pek çok duruma kapı aralayabiliyor.

Kırık Cam Teorisine İnsan İlişkileri Çerçevesinden Bakış

Şimdi bu teoriyi insan ilişkileri ve tercih edilen davranışlar penceresinden inceleyelim.

Bu noktada yine  kırılmaya müsait bir cam bir de elinde taşı ile kırmayı bekleyen o kişi var. Tabii bunlar tamamen sembolik bir ifade. Aslında kırılmaya müsait olan o cam da bir insan, onu kırmaktan çekinmeyen de bir insan. Bu durum seçilen bir davranışı ortaya çıkarıyor: onu kırmak. Çünkü zaten bu durumu kimse yadırgamaz ve kimse o taşı atan eli durdurmaz.

Kırılgan insanlar vardır. Kırılgan olmak doğuştan gelmez. Bu tamamen kırmayı tercih etmeyen insanın kendisidir. Bu insan ki; ruhu ve hisleri tenhada, dünyayı sessize almış ve kimseyi rahatsız etmemek için ayakuçlarında yürümektedir. Yine bu insan, önce toplum tarafından birkaç öteberi edilmeye maruz kalmış, daha sonra bu bir alışkanlık halini almıştır. Dolayısıyla bu insan dışarıdan zarar görme ihtimali olan bir konumdadır.

Kıran insanlar vardır. Bu insan yüzeyseldir. Saygı duymaktan münezzehtir. Belki o da zamanında bir kırılgandı belki de bilinçsiz ve herkesten daha herkes gibiydi. Bu kişinin eline bir taş geçerse bunu atmaktan geri kalmaz ve durdurulmadığı sürece haddi aşmaya devam eder.

Somutlaştıralım. Kimse kırılgan olmayı seçmiyor. Sadece bazı insanlar bunu yaşamak zorunda kalacağı bir konumda. Nitekim çoğu zaman kıran insan da bir öteki tarafından kırılmaya devam edilmekte. Bu davranış, bilinçli birinin öne çıkarak, "Bunu yapma!" diyerek istismarı durdurmasına kadar devam ediyor.

Bireyler bir saygı çemberi oluşturuyor. Bu çemberin dışında kalan kişi sadece kalıpsal düşünceler yüzünden çeşitli saygısızlıklara maruz kalıyor. Bir gün çember daralıyor ve sıra ötekine geliyor. Yani ne kırılan cam bitiyor ne de onu kıran.

Söz konusu kırılma davranışı nasıl mı işleniyor?

Zorbalık, ötekileştirme, aşağılama, emeğini hor görme, hak ettiğinden daha azına layık görme ve ışığını çalma.

Çünkü bir noktadan sonra kırılan birey ruhsal ve zihinsel olarak çok yoruluyor. İçine kapanıyor, susuyor ve insanlarla bağı kopma noktasına geliyor. Güvensizlik dediğimiz bir yapı ortaya çıkıyor. Kişi ileriki aşamada kendi kırıklarını onarmak için mücadele etmeye çalışıyor hiç yoktan. Kişi her kırığı onaramıyor ve onu kabul ederek yaşamak zorunda kalıyor.

Sonuç: Taşı Tutan El Olma!

Biz kırmayı değil onarmayı deneyelim. Taşı tutan el olmayalım ama kırılmaya müsait olan o cam da olmayalım. Yeterince kırık dökük bir dünyada yaşıyoruz. Yeterince cam kırıkları ve can kırıkları topluyoruz...

Bir taşın cama vuran gürültüsüne uyanıyoruz her gün. Kırık camlar üstünde yürüyoruz, Emre Aydın'ın, Hoşça kal şarkısında dediği gibi. Hâlâ kaldıysa kırılmadık camlarız, hiç değilse onları koruyalım. Çünkü o harabe gibi görünen şeyin bile bir estetiği var artık ve saygı duyulmaya değer tarafı. 

Kendi Yolumuza Dair

Merhaba. Öncelikle sayfama hoş geldiniz. Bu sayfada yaşam yolculuğumuzu bize bir nebze olsa da kolaylaştıracak ve değerlendirecek içerikler yer almaktadır.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski