Hayatımda hiç yazmadığım bir dönem vardı. Bu dönemde sadece okumuştum. Yazmayı yürekten istiyordum ama bir türlü kalem oynatamıyordum. O zamanlar bu durum beni çok üzerdi. Galiba bende yetenek yok diye düşünürdüm. Hâlbuki çabanın ruhunuzda temenni olması bile bir anlam ifade ediyormuş. Bunu çok sonraları anlayacaktım. O dönemde ise okumayı bırakmadan devam ettim.
Yazabildiğim için mutluyum. İfadenin gücü yolumu aydınlatıyor. İnsan demek ki yaşaması, okuması ve görmesi gerekendir. Yazın dediğimiz durum ise ifadenin bir aracı, insan zihninin dışa vurumu.
Dışa vurumun en güzel hâli de sanattır bence. Çünkü insan zihni o kadar karmaşık ki kontrol edilmediğinde bütün olumlu-olumsuz duygular aşırılık olarak davranışa yansıyabiliyor. Sanat biraz da bu aşırılığı estetiğe ve güzelliğe dönüştürendir. Sanki bir paratoner gibi korkulanı emiyor ve onun varlığında huzur buluyorsunuz. Ne yaşarsanız yaşayın, buradan somut bir değer çıkar diyebiliyorsunuz.
Yazmak ama nasıl?
Belki günlük (kesinlikle tavsiye ederim), blog, şiir, deneme, tiyatro... Sadece yazmak. İlk cümle ne olmalı? En zoru da bu değil mi?
"Ben yazmak istiyorum. Çünkü...
Kırgın bir ruhtum. Sonra bu kırgınlık büyüdükçe büyüdü. İçimde yaşlandı ve içimde öldü. Küçük bir çocuktum ilk kırıldığım zamanlarda. O zamanlar kırılmak gürültülü değildi bu kadar ve parça parça dağılmazdınız uzaklara. O zamanlar kırılmak, güzel bir çiçeği dalından koparmak gibiydi. Ve bahçenin en narin çiçeği olsanız bile koparılmak kaderiniz olabilirdi.
Sonraları da kırıldım ama bu benim yazgımdır demedim. Her kırıldığımda kendimi tekrar ve tekrar ektim. Hiç kimsenin bilmediği bir köşede serpildim, hiç kimsenin bilmediği bir vakitti, köklerimden söküldüm. Direndikçe direndim. Ve yendim o hoyrat elleri. Şimdi koparılanı gözlerinden tanırım. Şimdi sözlerinden bilirim kırgın ruhu.
Ben yazıyorum. Çünkü okunmasını istediğim bir hikayem var."
Yazıyor olmak, ben yaşıyorum demenin bir yolu sadece.
