Zaman geçiyor. İçimdeki o yaralı çocuğu iyileştirmeyi öğreniyorum. Büyütüyorum onu yeniden, sil baştan doğuruyorum öldüğü yerden. Yeniden ayağa kaldırıyorum ve kırılmış yanlarını umursamadan bağrıma basıyorum. İnsan olmanın yansıması bunlar. İncinmemek elden bile değil bizim neslimizde. Ama yaralamamak en büyük temennimiz.
Ben yazıyorum. Bunu nimet saydım Allahtan. Çünkü yaralarımı en iyi o biliyor. Yalnızlığımı ve suskunluğumu en güzel o görüyor.
Şimdi o kız çocuğu yaşamayı öğreniyor ve gücü yettiğince kara bulutları dağıtıyor. Yazmak ona iyi geliyor. Bir hikayesi var farklı dünyalarda hayat bulması için çabalıyor.
Bu yaşına kadar pek umduğu gibi gitmedi. Ama üzülmüyor artık bu da hikayenin bir parçası bunu biliyor çünkü.
Onun yazdıkları bir gün okunur mu? Ve orada güzel yüreklere dokunur mu?
Hepimiz bir amaç uğruna bu dünyaya geliyoruz. O kız çocuğu anlatmak istiyor. Yazarak, kalemiyle var olmak istiyor. "Boşuna yaşamadım bunları!" diyor. "Gözyaşlarımı yok yere akıtmadım. Bir nedeni olmalı."
Gidecek bir yeri yoktu kendi içindeki ışığa sığındı. Bu ışık ki belli belirsiz bir alev gibiydi. Ama oradaydı bunu biliyordu.
O çocuğun ruhu çok güzel. Çünkü çirkinle imtihan oldu. Sessizdi, gürültüyle azaba çekildi. Güçlüydü, sürekli bunu kanıtlamasını istedi yazgısı.
Aynaya baktı "Yazacak," dedi. "Çok fazla şeyim var. Yoksa Ya rabbi! Boşuna yaşamış olacağım bunca acıyı. Yardım et yazayım. Yardım et okusunlar. Yardım et kurtaralım o çocuğu."
