Oysa ben hep tamir eden tarafta oldum. Yaşam kıymetlidir çünkü. Herkes çabayı hak eder ve kurtarılması gereken ilişkilerimiz kurtarılmalıdır. Fakat bu bir noktadan sonra başkalarının hayatı için başkalarının cephesinde sadece sizin kılıç salladığınız anlamsız bir savaşa dönüşüyor. Sonra öyle bir gün geliyor ki kendiniz için parmağınızı bile oynatmaya gücünüz kalmıyor. Kendinizi cephenizde öylece karşı mevzilere boş gözlerle bakarken buluyorsunuz. Güç bela savunmaya geçiyorsunuz. Kurtarılması gerekilen tek kişinin kim olduğunu anlyorsunuz.
Bu duyguları yaşıyor muyuz, yoksa onları taşıyor muyuz? Bir yazımda bahsetmiştim, "Duygular öğretmendir," diye. "Onların bilincinde olursak bize yol gösterir."
Şimdilerde şunu fark ettim, her duygu bana ait değil. Bazıları içine düştüğüm bir çıkmaz. Çünkü öğretmiyor, tüketiyor sadece.
Bir ilişkiyi kurtarmak sadece bana bağlıysa o bir ilişki değildir. Kim bilir belki de kurtarılması da gerekmiyordur. Bazen insanlar sizi kaybetmek isterler ve tüm yükü önünüze iterler. Bu her ilişki için geçerli olabilir. Farkına erken varırsak bize ait olmayan bir duyguyu daha omuzlarımızdan indirmiş oluruz.
Her yük de bizim yükümüz değil. Hayat bize erken yaşlarda taşımayı öğretiyor. Ama her şeyin fazlası zarar. Hiçbir bağ yük gibi gelmemeli, yok gibi gelmemeli. Sırf bağı kaybetmemek için kimse bir duygu hamalına dönüşmemeli.
