Kar yağmaya başladı bu akşamüstü. Pencereden dışarıyı izledim bir süre. Uzun bir zamandır sık sık kendimi pencereden dışarıyı izlerken buluyorum. Nedeni bilinmez. Belki hüzünlüyüm, belki bir kaç keşkeyi sığdırıyorum bu cam kenarlarına. Nedenini bilmediğim ve anlayamadığım o kadar çok şey var ki...
Herkes gibi insanım ben de. Bunu düşünmek daha iyi. Aslında hiçbirimiz herkes gibi değiliz. Benzer hisler, benzer hava olayları, benzer cam kenarları... Sanıldığı gibi değil. Bambaşkayız.
Şimdi Chopin'in Mysterious Forest'ını açtım dinliyorum. Binlerce insan dinledi benim gibi. Neyse ki sanat hepimiz için.
Biraz kitap okudum. Ocağın ortalarındayız. Hava soğuk. İçim karmakarışık. Ne olacak böyle bilmiyorum? Neye yaradı peki? Bu da bir muamma. Karmakarışık dediğimiz şeyin bile bir nizamı var. Ben nizamı rutinden alıyorum. Aynı sabah, aynı akşam, Tıpkı o cam kenarları gibi. Tıpkı defalarca tekrar oynattığım o Chopin gibi.
Çocukken pek bir neşeliydi bu kar yağışları ve bir melodiyi tekrar oynatmak oyun gibiydi. İnsan büyüdükçe evrenin rengi çekiliyor. Hem herkese hem de bir hiçliğe evriliyor.
Büyüdükçe bedel ödetiyor yaşam bize. Kar yine aynı kar, gök yine aynı gök. Ama ruhumuzu çekiştiriyor dört bir yandan hayat. Durup da şöyle bir huzurla, durup da rahat bir nefes alarak var olamıyoruz.
Şiirlere döndüm ben. Ezberimdekileri yineliyorum. Hiç değilse onları bu göğün altında yaşatmaya çalışıyorum. Hiç değilse onları...
Vakit Ocağın ortaları Chopin dinliyorum, tekrar ve tekrar.
