İnsan, bir pazar sabahı her şeyi kabullenebilir. Bu onun kabullenme özelliğinden gelir ya da bıkkınlığından. Yine insan, kabullenir ama alışmamakta direnir. İşte, bu kesinkes bir başkaldırıdır.
Böyle bir sabahtan geçiyorum. Şimdi bakıyorum da bütün bu yolları bu sabahtan geçmek için yürümüşüm. Bu sabahtan kim bilir nasıl sabahlara, akşamlara doğru yol alacağım? Daha kim bilir neleri kabullenecek ve nelerde alışmamak için direteceğim?
Adına yaşam dediğimiz bu âlem; ne çok dolambaçlı yollardan oluşuyor? İnsan, yine insan! Ne çok karar alıyor ve gerisingeri dönüveriyor kararından. İnsan, inatla yürüyor yollarını. Bu aciz varlık, ne çok sanıyor ve kandırıyor kendini?
Belki bu sabaha her şeyi sığdıramam. Topyekûn bir kabullenişe kucak açamam. Ama bir ışık belirdiğinde onun mevcudiyetini de inkâr edemem.
Bugün de bir melodi çalıyor arka fonda. Beni anlatmasa da kendimi anlattırıyorum ona. Bugün de okuyacağım. Yine beni anlatmasa da öyleymiş gibi davranacağım.
Eskiden güzel pazarlar vardı. Eskiden zaman ışık hızında yol almazdı. Bunlar, bir şeyleri olduracağımızı sandığımız günlerdi. Bunlar, umut vaadeden sabahlar değildi. Sadece öyleymiş gibi sandığımız dünlerdi.
Şimdi vakit akşama yaklaşıyor. Eskiden pazar akşamları ürkütücüydü. Şimdi koca bir ömür, eski pazar akşamlarını yaşatıyor bize.
İşte, eskilerden geriye bu ürküten pazar akşamları kaldı. Hani, sorar ya bazıları. Ne kaldı diye? Eski pazar akşamları.
