Farkındalık Sahibi Olmanın Bedeli Üzerine

Uzun bir süredir bloğumda farkındalık yazıları yazmaktayım. Hatta bu yazılardan bazılarını e - kitap haline bile getirdim. Okuma fırsatınız olmadıysa buradan indirerek okuyabilirsiniz.

Ama son zamanlarda fark ettim ki bu da benim için bir farkındalıktı. Her şeyin bir bedeli var; farkındalık sahibi olmanın da öyle. 

Bilinçli bir insan olmaya çok değer veriyorum. Farkındalığı hayatın temeli olarak görüyorum. Çünkü varoluşumuzu anlamlandırmanın yolu farkında olmaktan geçiyor. Durum böyleyken farkında olmak demek bir tercihten ziyade göreve dönüşüyor benim için. Ama çok az düşündüğüm bir şey vardı; aşırı farkındalık insanı çok yoruyor ve sürekli tetikte olmasına neden oluyor. Bunun nedeni de şu; herkes ve her şey sizin kadar düşünceli değil. Tüm bunlara ek olarak her şeyin fazlası zarar. Hayat ve yaşam bir denge içinde olmamızı gerektiriyor.

Bu konuyu biraz açmak istiyorum. 👇

Farkında Olmak Aslında Ne?

Farkında olmak bir bilinç hali, yani o konu hakkında insanlığa fayda sağlayacak aynı zamanda empati geliştirecek bir düşünce sistemine sahip olmaktır.
Hayvanlar hakkında farkındalık sahibi bir insansınız mesela. Onların da bir canlı olduğunu ve biz insanlar gibi yaşam haklarına sahip olduğunu düşünüyorsunuz. Daha önce size aksi öğretilmiş dahi olsa o kalıpları reddediyor ve empati duygunuzu kullanarak bir bilinç geliştiriyorsunuz. İşte, bu farkındalık. 
Bunu farklı konular hakkında da düşünebiliriz. Burada sadece bir örnek verdim. 

Bu zamana kadar bloğumda farkındalığın psikolojik ve felsefi tarafını inceledim. Bunlar genel olarak duygulara ve düşüncelere hitap ediyordu. Aslında farkındalığın bedeli dediğimiz şey tam da bu noktada başlıyor.

Farkındalığın Duygusal ve Psikolojik Bedeli Hakkında

Hayvanlarla ilgili verdiğim örnek farkındalık tanımının daha net anlaşılması içindi. Şimdi sizi asıl anlatmak istediğim noktaya götürmek istiyorum; duygusal ve psikolojik bedeller.

Hayatta bizi yoran çok fazla şey var. Ben bunları dışsal faktörler ve içsel faktörler diye ikiye ayırıyorum. Dışsal etkenler, üzerinde daha az kontrol sahibi olduğumuz farkındalıkları oluşturuyor. Mesela benim depremzede olmam dışsal bir etkendi. Çünkü 6 şubatı yaşadım ve daha sonrasında o farklı düşüncelerle baş başa kaldım. Bir de içsel etkenler var. Örneğin benim karakterim genel olarak zorbalık ve ötekileştirmeye karşı. Dolayısıyla bu konu üzerine bu kadar yoğun bir şekilde kafa yormam benim tamamen ruh dünyamla ilgili. Ama ortak noktada hem dışsal hem de içsel faktörler konusunda empati geliştiriyorum. Düşünsel boyutta onlar için bir enerji harcıyorum.

Fakat şöyle bir şey de var; insan zihni de tıpkı bedeni gibi belirli enerjiyle çalışıyor. Nasıl ki bedenimiz yorulduğunda onu dinlendirme gereği hissediyorsak zihnimiz için de bunu yapmak zorundayız. Ama aşırı farkındalık sahibi olan bireylerin zihni sürekli aktiftir. Çünkü bilinç düzeyi yüksek ve hemen hemen her konu onu tetikleyebiliyor. Bu durumda ise zihni sürekli efor harcamak zorunda kalıyor. Netice olarak yoruluyor. Bu bir bedeldi.

Diğer yönden farkındalık sahibi insanlar başka bireyleri de bilinçlendirmek istiyor. Bunu kendisine bir görev olarak sayıyor. Çünkü ne kadar bilinç düzeyi yükselirse konu hakkında o kadar ilerleme ve iyileşme sağlanır. Ama bazen bu düşündüğümüz gibi olmuyor. 

Bu noktada bir şey fark ettim; herkesi uyandıramazsınız. Zamanı gelince uyanırlar. Evet, zarar görürler, üzülürler yine de bir gün farkına varırlar. Bu konuyla ilgili daha önce Cassandra Sendromundan bahsettiğim yazıma da ulaşabilirsiniz.

Sonuç

Buraya kadar şunu anlıyoruz; farkındalık sahibi olmanın sorumlulukları var. Hem dış dünyaya hem de kendimize karşı. Her şeyi değiştiremeyiz ama düşünce kalıplarımızı ve enerjimizin ne kadarını ona harcayabileceğimizi kontrol edebiliriz. 

Bu tamamen teslim olmak demek değil. Bu sadece 21. yüzyılda hayatta kalmanın bedeli. Eğer farkındalığa önem veren bir bireyseniz farkında olmanız gereken bir durum daha var; Enerjinizi doğru bir şekilde harcamanız gerekir. Doğru kanallar üzerinden doğru yöntemlerle yol almalısınız. Çevrenizde yaşanan olaylarla ilgili bir düşünceye sahipsinizdir evet ama gücünüzün yettiği kadarıyla o duruma müdahale edebilmeniz de gayet normal. 

Unutmayın! Kendi düşüncelerimizi yönetebiliriz. Hatta bu bile bazen tam mümkün olamayabiliyor. Ön yargıyı parçalamak ise atomu parçalamaktan daha zor. Bize düşen kendimiz olmaya ve farkındalığımızı yaşatmaya devam etmek.

Yazıyı buraya kadar okuyan farkındalık sahibi dostlara teşekkürlerimi iletiyorum.

Kendi Yolumuza Dair

Merhaba. Öncelikle sayfama hoş geldiniz. Bu sayfada yaşam yolculuğumuzu bize bir nebze olsa da kolaylaştıracak ve değerlendirecek içerikler yer almaktadır.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski